11 Şubat 2008 Pazartesi

Yıldırım ne kadar uzakta çaktı


Fiziğe neden bu kadar bağlı olduğumu bilmiyorum. En sıkıntılı haldeyken bile fizikle uğraşmak kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Sorunları bir kenara bırakıyor ve fiziğin gizemine bırakıyorum kendimi. Hoşuma giden fizikte ne kadar çok parça olursa olsun gerçekte bütün olmaları. Bu yüzden siz bir parçaya tutunduğunuz anda tıpkı algoritmik sistemler gibi diğer tüm parçaları yeteneğinize göre bulabilir ya da hissedebilirsiniz.
Hatırlıyorum da bir kış gecesi şiddetli bir yağmur yağıyordu. Yağmura bide fırtına eklenince elektriğin kesilmesine sebep olmuştu. Mum ışığında oturmuş yağmuru dinliyordum, yağmur çok zaman beni maziye sürükler o gece de öyle olmuştu. Ama birden şimşek ve gök gürültüsü beni kendime getirmişti. Artık tüm dikkatim şimşekte toplanmıştı acaba nereye düştü, bu kadar gürültülü olduğuna göre çok yakın olmalı. Aslında çok zaman yağmurlu ve gök gürültülü havalar çok kişinin aksine benim hoşuma gider bu yüzden sonbaharı çok zaman özlerim hele yaprakların dökülmesi tıpkı kar taneleri gibi… Neyse konuyu fazla dağıtmasam iyi olur. O gece yıldırımların arkası kesilmedi önce her tarafı saran bir ışık ardından büyük bir gürültü. Acaba yıldırımın ne kadar uzakta oluştuğunu bulmanın bir yolu yok muydu? Ne de olsa evrenin yaratıcısı fiziği bize bahşetmişti. O an birden bunu hesaplamanın çok basit bir yolunu buldum.Bu basit hesaplamayı sizinle de paylaşmak istiyorum. Şimşek ve gök gürültüsü aynı anda oluşur ama ışık sesten daha hızlı olduğu için bize daha önce ulaşır. Işık saniyede dünyanın etrafını yaklaşık 7 kez turlar. Bu yüzden gök gürültüsü oluştğu anda ışık bize çok hızlı geldiğinden biz bu noktada oluşan zaman kaybını ihmal edip ışığı gördüğümüz anda saatimize bakarız ve gök gürültüsünün ne kadar zaman sonra geldiğini ölçerek aradaki zaman farkını ses hızı ile çarparız (340 metre/saniye). Bulduğumuz değer bulunma noktamızdan yıldırımın ne kadar uzakta çaktığını söyler.

02 Şubat 2008 Cumartesi

Çift yarıklı deneyi kendimiz yapabilir miyiz

Aslında ben bu deneyi defalarca tekrarladım; en başta yarıkları bir kartonu keserek oluşturmuştum, ışık kaynağı olarak da güneşi kullanmıştım. Bırakın girişim olmasını ışığın dalgalı hareketine dair hiçbir şey gözlemleyememiştim. Başarısız olunca boş verirdim. Aradan bir kaç hafta geçince de dayanamaz deneyi tekrarlardım. Sonra tek ışık dalgası kullanmam gerektiğini fark ettim. Yine yeterli olmadı. Bilim teknik sitesine deneyle ilgili sorular yönelttim. Ama cevaplamak için ya sorularıma sıra gelmedi yada ciddiye alınmadı. Bu deneyi yapmak isteyen herkese deneyi nasıl yaptığımı paylaşmak istiyorum. Aslında çok zor bir deney değil ama bilgi ve dikkat isteyen bir deney. Başarısızlık gösterdiğim deneylerde dikkat etmediğim nokta yarıkların genişliğinin gelen ışığın dalga boyunun büyüklüğüne yakın olması gerektiğiydi. İşimi kolaylaştırmak için dalga boyu en büyük olan görünür ışığı seçtim, bu kırmızı ışıktı. Ama yarıkları nasıl bu kadar ince kesebilirim derken aklıma keskin jiletleri kullanmak geldi. Ama jiletleri kesmede kullanmak yerine jiletleri şekildeki gibi bir kartona yapıştırarak oldukça ince ve pürüzsüz iki yarık elde ettim.Işık kaynağı olarak da şu 1 ytl lik lazerleri kullandım. Aslında yarıklar bir birinden uzak olduğu için lazerin ışığını iki yarığa aynı anda ulaştıramazsınız. Ama bu sorun değil çünkü girişimi tek yarığa lazeri tutarakta elde edebilirsiniz. Ben girişimi gözleyince iki yarığın arasını kapatıp deneyi tekrarlamayı düşünmedim. Çünkü sonuç değişmeyecektir. Ama siz isterseniz onu da deneyin. Bu kuantumla ilgili yaptığım ilk deneydi. Bununla ışığın dalgalar halinde hareket ettiğini deneysel olarak gözlemleye bilmiştim. Hala ışığın bu davranışına karşı şaşkınlık içindeyim.