
31 Ağustos 2008 Pazar
Özel ve Genel Görelilik

16 Nisan 2008 Çarşamba
Genel görelilik
Bu kuram bulunalı nerdeyse 100 yıl oldu. Ama hala ülkemizde yeterince önemsenmemekte ve ders içeriklerine eklenmemektedir. Ülkemizin ekonomik sıkıntılarından dolayı teknolojiden geri kalmasını anlayabilirim. Ama bilginin bir ağırlığı, hacmi ve maliyeti yoktur. O bulunduğu yerde hiç yer kaplamaz ve sıkıntı oluşturmaz. Genel görelilik kuramı klasik fizikte saklı sönük bir fenerken, Einstein'in hayal gücüyle klasik fiziğin birçok karanlığını aydınlatan bir ışık oldu. Fiziği tümden parçalayarak değil, sadece bazı sınırlardan keserek görelilik kuramın üstünde tekrar bir araya getirdi. Yani siz kesilen sınırlara yaklaşmadıkça klasik fiziği uygulamaya devam edebilirsiniz. Ama kütlenin uzay-zamanı büktüğünü unutmamak şartıyla.Hep bu kuramı zihnimizde canlandıramayacağımızı söyler. Oysa ben Einstein'in bunu yaptığını düşünüyorum. Evet! zihninde bir şekilde parçaları bir araya getirdi ve tam o sırada gerçek olduğu gibi hafızasında canlandı.
Gördüğümüz her şey üç boyutludur. Eğer biz hayal gücümüzü gördüklerimizle sınırlarsak tüm dünyanın küçük zihnimize girmesini nasıl anlayabiliriz. Demek istediğim iç dünyamızın dış dünyan çok farklı ve gizemli sırlar taşıdığı. Şimdilik bu kuramın detaylarına girmeyeceğim. Belki zamanla kısa kısa değinerek sizinle paylaşırım. Belirtmek isterim ki bu kuram kuantumun uçuk varsayımlarına oranla tam bir mantık abidesidir. Umarım kısa sürede müfredat konularına eklenir.
11 Şubat 2008 Pazartesi
Yıldırım ne kadar uzakta çaktı
Fiziğe neden bu kadar bağlı olduğumu bilmiyorum. En sıkıntılı haldeyken bile fizikle uğraşmak kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Sorunları bir kenara bırakıyor ve fiziğin gizemine bırakıyorum kendimi. Hoşuma giden fizikte ne kadar çok parça olursa olsun gerçekte bütün olmaları. Bu yüzden siz bir parçaya tutunduğunuz anda tıpkı algoritmik sistemler gibi diğer tüm parçaları yeteneğinize göre bulabilir ya da hissedebilirsiniz.
Hatırlıyorum da bir kış gecesi şiddetli bir yağmur yağıyordu. Yağmura bide fırtına eklenince elektriğin kesilmesine sebep olmuştu. Mum ışığında oturmuş yağmuru dinliyordum, yağmur çok zaman beni maziye sürükler o gece de öyle olmuştu. Ama birden şimşek ve gök gürültüsü beni kendime getirmişti. Artık tüm dikkatim şimşekte toplanmıştı acaba nereye düştü, bu kadar gürültülü olduğuna göre çok yakın olmalı. Aslında çok zaman yağmurlu ve gök gürültülü havalar çok kişinin aksine benim hoşuma gider bu yüzden sonbaharı çok zaman özlerim hele yaprakların dökülmesi tıpkı kar taneleri gibi… Neyse konuyu fazla dağıtmasam iyi olur. O gece yıldırımların arkası kesilmedi önce her tarafı saran bir ışık ardından büyük bir gürültü. Acaba yıldırımın ne kadar uzakta oluştuğunu bulmanın bir yolu yok muydu? Ne de olsa evrenin yaratıcısı fiziği bize bahşetmişti. O an birden bunu hesaplamanın çok basit bir yolunu buldum.Bu basit hesaplamayı sizinle de paylaşmak istiyorum. Şimşek ve gök gürültüsü aynı anda oluşur ama ışık sesten daha hızlı olduğu için bize daha önce ulaşır. Işık saniyede dünyanın etrafını yaklaşık 7 kez turlar. Bu yüzden gök gürültüsü oluştğu anda ışık bize çok hızlı geldiğinden biz bu noktada oluşan zaman kaybını ihmal edip ışığı gördüğümüz anda saatimize bakarız ve gök gürültüsünün ne kadar zaman sonra geldiğini ölçerek aradaki zaman farkını ses hızı ile çarparız (340 metre/saniye). Bulduğumuz değer bulunma noktamızdan yıldırımın ne kadar uzakta çaktığını söyler.
2 Şubat 2008 Cumartesi
Çift yarıklı deneyi kendimiz yapabilir miyiz
25 Ocak 2008 Cuma
schrödinger'in kedisi adlı deneyi bu sefer anlamayan kalmayacak
24 Ocak 2008 Perşembe
Schrödinger’in Kedisi
Duvarlarından ne içeriye ne de dışarıya hiçbir fiziksel etkinin geçemeyeceği şekilde mükemmel inşa edilmiş kilitli bir sandık düşünün. Sandığın içinde bir kedi ve ayrıca herhangi bir kuantum olayı tarafından çalıştırılmaya hazır bir aygıt bulunduğuna varsayın. Kuantum olayı meydana geldiği anda aygıt içinde siyanür bulunan küçük bir şişeyi kırar ve kedi ölür. Böyle bir olay meydana gelmezse, kedi yaşayacaktır. Schrödinger'in özgün tarifinde kuantum olayı, bir radyoaktif atomun parçalanmasıydı. Biz bunu biraz değiştireceğiz ve kuantum olayını, bir fotosel bir foton tarafından uyarılması olarak alacağız. Bu foton, önceden belirlenen bir durumdaki ışık kaynağı tarafından üretilmiş ve yarı saydam ayna tarafından yansıtılmış olacak. Aynadaki yansıma, fotonun dalga fonksiyonunu iki kısma ayırır. bunlardan birisi yansıtılırken diğeri aynadan geçer. Yansıtılan fotonun dalga fonksiyonu bir fotoselde odaklanır ve böylece şu anlaşılır; foton, fotoselde kaydediliyorsa aynadan yansıtılmıştır. Bu aşamada siyanür gazı serbest kalır ve kedi ölür. Fotosel kayıt yapmazsa foton, yarı saydam aynadan geçerek arkadaki duvara iletilmiş demektir ve kedi kurtulur.Bu noktada sözü kuantum fiziğine bırakırsak “tek fotonun yönü belirlenmediği sürece belirtisi iki yönde de görünür. Ama bu belirtiyi biz gözlemleyemeyiz sadece iki yöndeki belirtinin birbirine tavrını sonuç çerçevesinde inceleyebiliriz.” diyecektir. Paylaşması bizden yorumlanması sizden. (şekil Roger Penrose'tan değiştirilerek eklenmiştir)
